küçük kara balığın not defteri
Yalnız yalnızken ve geceleri okuyunuz.

Yalnız geceleri ve yalnızken ağlanabilinecek hatıralar vardır. Darma dağınıksınızdır. Kendi dağınıklığınızda vururlar sizi. 

Yok.. bu hayat böyle olmamalıydı. 

Tanrım bi’ hakkım daha olabilir mi?

Böylesi çok yanlış oldu çünkü. Bunca yanlış arasında doğrularımın da bi anlamı kalmadı ki.

Tanrım lütfen bi şansı daha hakedecek kadar iyi bi insan olmadım mı?

Otobüste yaşlılara, hamilelere, sakatlara ve hatta gençlere yer verdim. Otobüse sırf yer vermek için bindim, yere hiç çöp atmadım, insanları sevdim, hayvanları ve doğayı daha çok sevdim.

Tanrım iyi bi’ insan olmak için başka ne yapmam gerekir? Lütfen bir şeyler söyle çünkü şu an çok yalnızım.

Dağınıklığımın arasında kaybolmuştum, kendi dağınıklığımı seninkiyle birleştirdim önce etrafa saçılmış çamaşırları topladım. Sonra masamın üzerinde biriken notları, kitaplığımdan her yerde kalmış olan kitapları aldım raflarına koydum. Sen otur diye açtım orayı. 

Geldin içeri “Bi’ arkadaşa bakıp çıkacaktım.” dedin ve gittin.

Ne kadar anlamsız değil mi? 

Espri niteliği taşıyan bu söz bu yazıda hiç komik olmadı sen de farkettin mi?

Tanrım ağlamak üzereyim omzuna yaslansam olur mu?

Bir gün bi’ adam “Ne kadar hızlı koşarsan o kadar çabuk yorulursun demişti” bana. O günden beri olduğum yerde duruyorum. Yürümek istendiriliyorduğum ama kıpırdamıyorum, odamın içinde kök salıyorum.

Annem bir bahçıvandı beni yanlışlıkla denize ekti. Hasat vakti toplayamadılar dalgaları. Deniz üstü köpürdü bunuda Cem Baba söyledi.

Tanrım, farkındaysan saçmalıyorum. Çok zaman harcadım beni cennetine alsan olur mu?

Çiçekli elbiseler giydim sırf beni görün diye. Ama siz çimlere basarak yürüyen bir toplumun çocuklarıydınız, unuttum. Diğer bir çok şey gibi bunu da unuttum. Hatırlamamak en iyi meziyetim.

Sadece yalnız yalnızken ve geceleri..

Söylediğim yalanlara inan çünkü bunlar tek doğrular. Bir gün eğer başa sarmak istersen hayatı bunu yapma en nihayetinde ortalama bir hayat yaşayacağız ve bittiğinde söylediğimiz tek cümle: “Hayat standart.” 

Daha fazlası için uğraşmaya değmez inan bana çünkü bu sefer de yalan söylüyorum.

İntihar edersem cehenneme gideceğimi söylüyorlar bence bu da yalan ya da doğru daha önce intihar etmiş biriyle bu konuyu hiç konuşmadım. Konuşabilseydim Yavuz Çetin’le konuşmak isterdim. Ona sadece “Bi’ dahakine beraber atlasak olur mu?” derdim.

Tanrım farkındayım bunlar bir delinin saçmalıkları zaten aklımın yerinde olduğunu düşünmüyorum. Bu bana soracağın sorularda bi’ artı puan taşır mı? Tamam çok ileri gittim kabul ediyorum.

İyisi mi sen beni affet Tanrım sadece yalnız yalnızken ve geceleri..

Uyku arasında söylenmiştir önemsemeyiniz.

Hani içerisinde rüyanın dersiniz ya kendi kendinize “bu gerçek değil, bu rüya, uyanmalıyım!” bugünlerde nefes aldığım her saniye bunu yaşıyorum, “uyanmalıyım!”

Sanki yaşadığım hayat bana ait değilmiş gibi, ben yoldan geçerken tutup kolumdan biri, “5 dakika yerime bakar mısın?” demiş gibi. Sohbetin seni sıktığı noktada gözlerinin boşlukta kaybolup gitmesi gibi.

Nasıl bir şey bilmem anlatamıyorum da belki..

Ben bi’ seferinde ölmüştüm. 

Küllerimden doğmaya zorladılar beni bir anka kuşu gibi, beceremedim. Öldüğüm yerde ne zamandır bekliyorum, bilmiyorum. Düzenli olarak aynı saatte aynı yerde olmaya özen gösteriyorum. Dakikaları tutturamıyorum ama problem değil. Zaten beklediğim yerde beklentilerim gerçekleşseydi bu adil olmazdı.

Hem unutmayınız ki; bir gün biri karşınıza çıkıp size adaletten bahsedecek olursa tek yapmanız gereken onun beynini havaya uçurmak olacaktır. Çünkü bu dünyada adalet kelimesine yer yoktur baylar.

Geçenlerde canım çok sıkılıyordu ve onu aradım gelirken bira almasını söyledim. Ayık kafayla konuşulmayacak bazı gerçekler vardır. 

Ben ona aklımın ucundan geçen her şeyi anlatıyordum, en ince kıvrımına kadar, beynimin kıvrımlarını kelimelere karıştırıyordum, kelimeler o kıvrımlardan çıkıp onun kulaklarında birer uğultuya dönüşüyordu. Onca çok anlattım ki kelimeler bittiğinde ve anlatacak bir hikâyem kalmadığında bana baktı:

“Bi’ bira daha içer misin?” dedi.

Benim bütün bu b.ktan hikayem bi’ bira daha içmek içindi.

Kalktım ayağa olduğum yerden koşmaya başladım, koşarak ulaşılmayacak hiçbir yer yok ona da söyledim.

Bu hikâye hatırına madem koştum bi’ bira daha içelim, giderken kapıyı kapatma ışıklar sönmesin. 

Beckett-tir-et.

Ne yazarsam yazayım sonunda hep susacağım. Belki de yazı yazmaya hep susarak başlayacağım.

Aranızdan en günahsızınızı seçip her şeyi ona yükleyeceğim sonra bırakıp yere avucumdaki kır çiçeklerini yürüdüğüm tüm yolları geri koşacağım.

Öyle hızlı koşacağım ki ciğerlerim parçalanacak, ciğerlerim parçalansın diye koşacağım.

Her insan kendi iyi sonunu bilir. Ama birçoğu yaşayamaz.

Eğer kendini şanslı hissediyorsan bu yazıyı okumaktan vazgeç. Devam ediyorsan bi sandalye çek çünkü kahve söyledim. Ve soğuk bir kahve isimsiz mezara benzer.

Bu kış üç büyük hata yaptım;

Cansever okudum, kırmızı bir atkı aldım ve saklanmış yalnızlığımı dağıtmak için çok uğraştım.

Tek ayağımın üzerinde 56 kere sıçrayabilirdim ilkinde düşmeseydim. Bu kış yaptıklarımı bilsen benden nefret ederdin. Kendini önemli sanma çünkü değilsin derdim.

Herkesi sevebilirdim bunu bana dedem öğretmişti, sonsuz sevgi ne demek ondan öğrenmiştim. Birini sevdim ve bir daha kim sevgiden bahsetse elim ta..? hayır. :) 

Artık biliyorsunuz altıpatlarım olsa ilk kafama sıkardım.

Ama bi’ kere severseniz bu dünyada bir daha affı olmaz hiçbir şeyin.

Bütün Burçaklar bence de yalandır!

Dünyanın en güzel ihtimali nedir? diye sorsalar: bir zamanlarda olsa biriyle bir bağ kurdun mu seneler sonra bile o bağı tekrardan hissedebiliyorsun. derdim.

Bazen sadece bir yerlere ya da birilerine yetişmek için yaşadığınızı düşünüyorum ya da sırf konuşmak zorunda olduğunuzu düşündüğünüzü. Susmak nedir bilmiyorsunuz, konuşuyor, konuşuyor ve sürekli kendinizi izah ediyorsunuz.

Ben böyleyimdir. Ben aslında şöyleyimdirdirler bitmek bilmez zırvalıklar ve zırvalıklar.

Daha iyi arabalara binmek daha iyi evlerde oturmak daha güzel ve daha ve dahası için ömrünüzü tüketiyorsunuz. Nefes almadığınızı bile düşünüyorum bazen.

Tüm bunlara sahip olduğunuzda daha özgür olduğunuzu düşünüyorsunuz! Ne büyük yanılgı! Derste, işte, trafikte, bir sonraki treni ya da otobüsü kaçırmamak için koşarken, 5 dakika sonraki iş görüşmesinde, tek tip yaşamlarda, size yüklenmiş misyonları yerine getirerek özgürleşiyorsunuz.

Sahi

Sınırları çizilmiş bir dünyada ne kadar özgür olabilirsiniz?

Buna inanan tüm Burçaklar bir adım geri atsın!

Ne derler bilirsin, hayatın kullanım kılavuzu yoktu bizde denedik ve yenildik.. 

- olsun gene dene, gene yenil, daha iyi…!

Neyse..

Bence sen tüm sözlerimi Beckett-tir-et.

Çünkü her şey gibi bunun da bi’ önemi yok.

“İki çay söyledik orda, biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” - Cemal Süreya.

“Gece uzun, mevzu derin.”

“Gece uzun, mevzu derin.”

“TanrıBin birinci gece şairi yarattı,Bin ikinci gece Cemal’i,Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,Başa döndü sonra,Kadını yeniden yarattı.”  - Ülkü Tamer.

“Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal’i,
Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.”  - Ülkü Tamer.

Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim.
Cahit Zarifoğlu
Puslu Kıtalar Atlası

“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya’nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı.. ..Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”

                                                              - İhsan Oktay Anar.

“Burada daha ne kadar öleceğim?Yeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu haraca kestiğiniz yerde?Ben size alışamam.Tehdit: koltuğunuzun bedeninizle dolmaması.Tehdit: bir merdivenin uygunsuz konumu,gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzünüzün yokoluşu.“Ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada.“Öylesine yoksulluk, bir sevi düşünün bu kadar yayılması günlere,hiç karşılıksız…Ağlıyorduk. Ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordumsize dokunurken. Siz bu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz.Nasıl biliyorduk, nasıl? Her ışıltılı anın acı yükünü, ülkemizin sonsuzca yumuşayarak kuraklıktan kurtulduğunu: bu gözyaşlarının susulmuş her çığlık, beklenmiş her sevinç için, onun için bu kadar akıcı, saran ve parlak.Delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor, varolanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor. Bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bir acıyla.Onu sürükleyeceğim. Sürükleyeceğim ki açığa çıkarılamayacak, tanımlanabilir gün ve gecelere maledilemeyecek bir sevi karabasanından aldığım pay, saygısını bulsun içkin dünyasında “Ben”in.Yaslı yüreğimin utangaç itirafı: “SİZİ SEVMEKTE ÖLÜYORUM””                                                                                   - Nilgün MARMARA

“Burada daha ne kadar öleceğim?
Yeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu haraca kestiğiniz yerde?
Ben size alışamam.Tehdit: koltuğunuzun bedeninizle dolmaması.
Tehdit: bir merdivenin uygunsuz konumu,
gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzünüzün yokoluşu.
“Ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada.“
Öylesine yoksulluk, bir sevi düşünün bu kadar yayılması günlere,
hiç karşılıksız…
Ağlıyorduk. Ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordum
size dokunurken. Siz bu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz.
Nasıl biliyorduk, nasıl? Her ışıltılı anın acı yükünü, ülkemizin sonsuzca yumuşayarak kuraklıktan kurtulduğunu: bu gözyaşlarının susulmuş her çığlık, beklenmiş her sevinç için, onun için bu kadar akıcı, saran ve parlak.
Delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor, varolanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor. Bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bir acıyla.
Onu sürükleyeceğim. Sürükleyeceğim ki açığa çıkarılamayacak, tanımlanabilir gün ve gecelere maledilemeyecek bir sevi karabasanından aldığım pay, saygısını bulsun içkin dünyasında “Ben”in.

Yaslı yüreğimin utangaç itirafı: “SİZİ SEVMEKTE ÖLÜYORUM””

                                                                                   - Nilgün MARMARA


hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden

Turgut Uyar, Kırlardan Geliyorlar (via bibeneksik)